Uyku(Serkan Karabostan)

Reklamlar

Derdim Ne?

Sarsalar şu bedenimi göklere 

Delik deşik gövdemden simsiyah kargalar geçse 

Ve bulut olsa bedenimin her zerresi kapasa güneşinizi 

Belki, Belki o zaman anlarsınız derdim ne tasam ne ?

Balkon Nöbeti

Vakti gelmiştir balkon nöbetlerinin

Sual edilir, rüzgar eser nedir işin?

Aydır derim sevdiğim 

Yüzü yoktur yanımda, aydan görmek isterim
Aydındır gecelerim gel gitleriyle aydan

Bir ışık ki aylar kıskanır aydan

Mezar kazdırır en ağır sitemi

Bir güler, göklere çıkarır bedeni baştan.
Övgü yağdırmak ne haddime haşa

Ben ki gözü görmez dili lal âmâ

NUR olur damlar yağmurla

Duman yağdırır en inatçı karanlığa
İsmi içinde binbir anlam çıkar yola

Bir kervan ki bu hayrola

Dilimden bağ çözülür 

…ADINLA…
Serkan Karabostan

Bayramındır Bugün Şair

Ve yine şiirler yakma vaktidir şair!

Hadi in hüzün kaplı geminden,

Hazanın ortasında yaprak döken ağaçlara

Baharlar getir

Bugün bayramındır senin şair!

Bırak şu karanlığı gökyüzünde,

Geceye beyaz sayfalar getir.

Yıldızları tekrar birleştir.

Bayram dediysemde unutma 

Karanlığını şair…

Sana karanlıkta yol gösterene 

Şaşıp kalmış aklınla şükürler getir.

-Serkan Karabostan-

Viran Şehir, İsimsiz Mezar

Viran olmuş şehirden firar vakti.

Limanlar yandı bir bir.

Kaç gemi hiçliğe gitti?

Kaç yolcu çölü deniz bildi?




Şimdi olmayan bir adres,

Olmayan bir sokak,

Geçmiş denen takvim yaprakları,

Yaktım tek tek her hatırayı.




Yazmaktan korkar olmuş kalem.

Kelam ettikçe kayba kurulu alem,

Uyku yüklü şiirler sunulurken,

Uykusuz kalmış her kalem.




Bir garip hikayenin,

Sonu yırtık sayfası,

Kül almış hattatı.

Her harfin anısı.




Nefes alan bir et parçası,

Ruh kayıp,esaret yüklü satırları,

Kalem kırık, dava kapalı.

Yavaşça susar her şarkı.




Şimdi nefret vakti desem,

Vakte yazıktır, boş geçmez,

Boş geçmiş vakitlerin üstüne,

Nefret ile boşluk eklenmez.





Hem alınmışsa aşk diyarında,

Yara ile merhemsiz ders.

Ne yanar yürek gelince akla,

Ne pişman olur akıl göçünce seraba.





Sanılmasın ki beden faniye diye,

Aşkta öyledir giderse ölür.

Bu isim taşımaz mezarlığa,

Kim bilir kaç ceset daha gömülür?





İsimsiz mezarlardan geçerken 

Bilmezsin ölü kimdir ?

İstediğin anı aklına gelsin.

Ceset çoktan çürümüştür, hissetmezsin.

Serkan Karabostan

Ah!

Ah! Ülkemin yavan hali

Ah! Kendi yurdunda 

Gurbet çeken halkımın

Sessiz sitemi 

Ah! Gençlerimin kaybolan yılları

Ah! Bize kilit onlara güzergah olan

Üniversite kapıları

Bir dakika biçilmiş 

İp üzerinde 

Cambazlığa sürülmüş 

Sessiz neferlerin yediği 

Zamanın kurşunları…

Osmanlı Devleti Dünya Savaşına Neden Girdi?

​    Dünya devletleri yeryüzünün her toprağına göz dikmiş bir vaziyet içinde çabalarken hasta adam Osmanlı kendi bünyesinde yaşadığı sıkıntılarla uğraşıyordu. Suikastler, isyanlar, padişahı tahtından indirip hükümet kurma faaliyetleri cihanda aldığı namı hızla kaybetmiş olan Osmanlı için büyük sarsıntılar haline geliyordu. 

      Batıda savaş kızışmıştı. Siyasi birliğini geç tamamlamış ve yavaş yavaş güçlü bir ülke konumuna gelen Almanya Fransa’nın can damarı maden bölgelerini işgal etmişti. Oyunun kurucusu olan Emperyalist İngiltere Almanya’nın bu gelişme eğilimini yarıda kesmek ve bunun yanında savaştaki baskısını azaltmak istiyordu. Savaş batı cephesinde kilit noktaya gelmişti.

     Almanya ise Ortadoğu da her mantık ve akılla hareket eden devlet gibi Osmanlı devleti üzerinden hareket etmeyi düşünüyordu. Önceden kendilerine yük olacağını söyledikleri hasta adamı kendi üzerlerindeki baskıyı azaltmak ve cephe sayısını arttırmak için tabiri caizse kullanacaklardı.

    Osmanlı ordusunun durumu ve uzun savaşlar sonucunda aldığı yaralar hayalperest emperyalistlerin umutlarını daha da yeşertiyordu. Fark edemedikleri tek bir nokta vardı; Osmanlı devletinin yani Türk ulusunun her evladı vatan söz konusu olduğunda şahsiyeti  hangi vaziyette olursa olsun devletini ve namusunu korumak için her mücadeleyi kanının son damlasına kadar verirdi nitekim Yemen Çöllerinden Galiçya’ya bütün cephelerden yaralı askerler yurduna dönerken 10 Temmuz 1914 Cihad-ı Ekber ( büyük savaş) emri ile evlerine varmadan cepheye vardılar. Askerlik şubelerinin önü emperyalistlerin Türkleri Orta Asya’nın bozkır steplerine sürme hayalini duyan halkla doluyordu. Avrupa’da kendilerine güzel bir gelecek kurma hayaliyle tahsile gitmiş gençlerimiz bu umutlarını tereddütsüz silerek İslam’ın son ordusuna katılmak için memleketlerine dönüyorlardı. Köylü işini gücünü bırakmış askerlik şubelerinin önünü doldurmuştu. Halkın gösterdiği bu seferberlik hayalperest emperyalistlerin düşlerine ilk düşmeyi yaşatmıştı.

    Bahsi geçen 1. Dünya Savaşı’nın ayak sesleri çok uzaktan gelmiyordu. 1877 yılında İngiltere kralı 1. Edward ile Rus çarı 2. Nikola Finlandiya’daki Ruvel kentinde buluşup savaşın temelini atmışlardı. Osmanlı devleti bütün bu faaliyetleri görüyor ve savaşa girdiği veya girmediği takdirde toprak bütünlüğüne zarar geleceğini biliyordu. Bunun yanında Osmanlı devleti tarafsızlığını koruduğu sırada İngiltere tarafından büyük haksızlığa uğradı. Büyük sefalet içinde olan halktan toplanan 7.5 altın karşılığında yaptırılan gemilere İngiliz Deniz Bakanı Winston Churchill, Osmanlı bayrağı çekilmesini engelledi ve el koyduğunu açıkladı. Onursuz bir milletten beklenecek tek harekette zaten bu olabilirdi. İngilizler şaşırtmamıştı. Bu gemilere el koyması için hiçbir geçerli sebep yoktu. Osmanlı devleti hiç kimse ile savaş içinde değildi. Bunun yanında İngilizlerin bu eylemde bulunmasını isteyen aslında Yunanistan’dı. Amerika’dan iki yeni gemi satın alan Yunanlılar, ingiltere’den Osmanlı’nın gemilerine el koymasını istemişti. Sonuç olarak savaşın koşar adımlarla üstümüze geldiği o kara günlerde halkın parasını ödediği o iki gemiyi alamadık.

    İngiltere’nin tavrını koyduğu Sultan Osman ve Reşadiye gemilerine en doğru tabiriyle onursuz bir devlet olarak çaldığı gün takvimler 02.08.1914’ü gösteriyordu. Sadrazam Said Halim Paşa’nın yalısında Almanlarla bir toplantı yapıldı. Bu antlaşmanın yapıldığını Enver Paşa, Talat Bey ve Halil Bey’den başka kimse  bilmiyordu. O günlerde Osmanlı boğazını savaş gemilerine kapatmıştı. İngiltere’nin görüldüğü yerde vurulmasını emrettiği iki Alman savaş gemisi ( Goeben ve Breslau)  akşama doğru boğaza girdi Çanakkale önünde demir attı. Bu iki gemiye Türk bayrağı çekildi, Yavuz ve Midilli adları savaş gemilerine verildi. Bu iki gemi Karadeniz’de manevralara başladı. Mürettebatı Alman olan bu gemilerinin yaptığı manevraları Osmanlı devleti güç gösterisi olarak görmeyi sürdürürken Almanlar gizli hesaplar içindeydi. Osmanlı uçurumun son noktasındaydı. 

    Almanya’dan gelen gizli bir emirle Rusya’nın Sivastapol Limanı bombalandı. Böylece Osmanlı kendini resmen savaşın içinde buldu. Savaş artık üzerimizdeydi. 

                                                                                                                                                        -Serkan KARABOSTAN-

    

Nasıl Bakacağım Hasretime 

Düşmanca baktım yere düşen ilk küllere.

Şu aydınlığın söndüğü saatte.

Sigaramın kızarmış ucu ile,

Kısık bir müzik dinledim sessizce.

Ağlamaya çalıştım elimdekiyle.

Nefrete boğdum bu bedeni yine,

Olmadı! olmadı işte.

Yine elimde, yine!

Yanarken bir bir sözler sinsice,

Bir izmarit biraz kül kaldı elimde,

Ellerim ellerim siyaha bulandı.

Nasıl bakacağım ben söz verdiğim yüze.

Nüksetmiş bedende çaresizlikle

Nasıl bakacağım hasretime…